5 Nisan 2015 Pazar

"Red Fire” Tuzla’da Bugatti hızında hazır


 
Türkiye’nin tek beşi bir yerde projesi, Viaport Marina açılışa gün sayıyor. Alışveriş adası, marinası, oteli, akvaryumu ve tema parkıyla dünyada ilk deniz üstü karma konseptte tasarlanan Viaport Marina, yaz sezonuna hazır. Dünyanın en hızlı roller coaster’larından biri olan ve Bugatti hızında adrenalin yaşatacak olan “Red Fire”ın kurulumu tamamlandı.
 
Via Properties tarafından 1 milyar TL’lik yatırımla hayata geçirilen Viaport Marina’da açılış hazırlıkları tamamlanmak üzere. Marina, alışveriş adası ve tema parkın yaz sezonunda hizmete gireceği projede, otel ve akvaryum projesi önümüzdeki yıl misafirlerini ağırlayacak. 750 yat kapasitesi, 156 adet alışveriş ünitesi ve 35 oyuncaktan oluşacak tema parkın hazırlıkları tüm hızla devam ediyor. “Red Fire” adı verilen ve 2,5 saniyede 110 km hıza çıkan roller coaster’ın kurulumu ise tamamlandı. Vialand’den sonra, Anadolu Yakası’nda da coğrafyanın ve Türkiye’nin ikinci tema parkını kuran Via Properties, “Türk usulü lunapark” eğlencesini de parkın içerisine dahil etti.
  
20 milyon Euro’luk eğlence!
 
Viaport Marina’nın içerisinde iki ayrı roller coaster bulunacak. Dünyanın en hızlı roller coaster’larından biri olan ve 55 metre yükseklikte adrenalin tutkunlarını eğlencenin doruğuna çıkaracak olan “Red Fire”ın maliyeti 20 milyon Euro. Red Fire dünyadaki en iyi roller coaster üreticilenden biri olan Intamin tarafından üretildi. 980 metrelik bir ray sistemi üzerinde konumlanan Red Fire, 1 saatte 630 kişi taşıyabilecek. Red Fire’ın test sürüşleri ise Mayıs ayında tamamlanacak. Projenin ise Mayıs ayı sonunda ziyaretçilere açılması planlanıyor.
 
ROLLER COASTER HAKKINDA BİLGİLER
 
• Yükseklik : 55 metre
• Hız : 2,5 Saniyede 110 km hıza çıkabiliyor (Dünyanın en hızlı arabası Bugatti Veyron’un 0’dan 100’e 2,5 sn’yede ulaşıyor)
• Max. hız : 110 km
• Toplam Uzunluk : 980 metre
• Tren sayısı : 2
• 1 trenin yolcu kapasitesi : 12 kişi
• 1 saatte taşıyabileceği yolcu sayısı : 630 kişi

Göçmen Konutları, tek yeşil alanını da kaybediyor

Başakşehir Vatankent'te yer alan park alanına yapılmak istenilen okul inşaatı Göçmen Konutları sakinleri tarafından protesto edildi. Yapılmak istenilen Kız Imam Hatip Lisesi'ne karşı olmadıklarını belirten vatandaşlar Göçmen Konukları'ndaki tek yeşil alanın ranta kurban edilmesine tepki gösterdiklerini söyledi. Site sakinlerinden Sema Bilir, inşaatın hukuksuz bir şekilde yapıldığını ifade ederek park ile ilgili mahkeme sürecinin devam ettiğine değindi. Okul ihtiyacının da bahane olduğunu belirten Bilir, çocukların hedef haline getirildiğini öne sürdü. Bunu yapanlar, parksız kalacak çocukların vebalini üstlenme sorumluluğunu gösterebilecekler mi diye soran Bilir, "Nasıl ki çocuklarımızın bir damla gözyaşı bizlere acı çektiriyorsa parksız kalacak olan bunca çocuğun gözyaşını nasıl dindireceğimizi de bize lütfen açıklasınlar" şeklinde konuştu

İstanbul Kent Savunması, ise süreci şöyle anlattı,"Üzerinde 523 adet ağacın bulunduğu, site sakinlerinin nefes alabildikleri ve doğal afet durumunda sığınabilecekleri tek alan olan park alanı, geçtiğimiz günlerde hukuksuz biçimde halka kapatıldı. Ağırlıkla 1989 Bulgaristan göçmenlerinin yaşadığı ve Türkiye’nin en büyük imam hatip lisesine on dakika mesafede olan sitenin tek yeşil alanı, yürütmeyi durdurma talebiyle açılmış dava sürerken, imam hatip kız lisesi inşaatı başlatılması için polis tarafından ablukaya alındı. Yaşam alanlarını savundukları için polis şiddetine maruz kalan site sakinleri, “imam hatip gönüllüleri” ile karşı karşıya getirilmeye çalışıldığı belirtilmişti 

Saat 17.00 sıralarında Vatankent'te toplanan kalabalık saç levhalarla kaplı inşaat alanın etrafında bir yürüyüş gerçekleştirdi. Park ve basketbol sahasının bulunduğu alanın park olarak kalmasını isteyen site sakinleri yürüyüş esnasında, "Halka değil hırsızlara barikat, beton değil park istiyoruz" sloganları attı. Yürüyüşten sonra park girişinde toplanan site sakinleri bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, şu an ki mevcut Park'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin malı olduğu belirtilerek, İBB'ye ait tüm park ve bahçelerin o il sınırları içerisinde yaşayan tüm insanların ortak kullanım alanı olduğuna dikkat çekildi.

Parkın etrafında emniyet ekipleri yoğun güvenlik önlemleri alırken TOMA'lar da hazır bekletildi. basın açıklamasına atılan Başakşehir Kent Savunması ve diğer sivil toplum kuruluşları olaysız bir şekilde dağıldı. Geçen hafta parka yapılmak istenilen inşaatı protesto eden göstericiler ile çevik kuvvet ekipleri arasında arbede yaşanmış ve altı eylemci gözaltına alınmıştı.

Melamet Dergisi, 'İşin aslı nedir'i sorguluyor


Edebiyat dünyamıza yeni bir dergi daha katıldı… İlk sayısında “İşin aslı nedir?” diyerek esaslı bir sorgulamaya girişen Melâmet dergisi, kültür, edebiyat, sanat ve düşünce dünyamızın irtifasını yükseltmek gibi bir misyon üstlenmiş. Derginin yayın yönetmenliğini yürüten Celâl Fedai, “Sefa geldiniz erenler” başlıklı sunuş yazısında dergiyi şöyle tarif ediyor: “Melâmet, kendi ciddiyetleri içinde bir araya gelen farklı özge edaların, seslerin, biçemlerin yine kendi ciddiyetleri içinde farklı eda, ses sahibi dildaşları, karınca kararınca ağırlamak istemektedir

Yazı işlerini Hüseyin Karaca, editörlüklerini ise şiirde Yahya Kurtkaya, öyküde Ali Işık, düzyazıda M. Baki Efe ve tercümede Bünyamin Kasap’ın yürüttüğü Melâmet dergisi, ilk sayısında derginin kadrosunu oluşturan bu isimlerin gerçekleştirdiği bir açık oturum çerçevesinde şekillenen dikkat çekici bir dosya ile yayın hayatına başladı. Kapakta, “İşin aslı nedir?” diye anons edilen ve avamilik üzerinde durulan dosyada, Celâl Fedai, Enver Gülşen, Enes Talha Tüfekçi, Abdurrahman Badeci, Halil İbrahim Doğan ve Ekrem Aslan’ın yazıları yanında; Clement Greenberg, T.S. Eliot ve Oktavia Paz’dan tercümeler de yer alıyor. Özellikle, “Melâmet Konuşmaları” başlığıyla verilen açıkoturum, sadece dosya konusunu değil derginin çıkış amacını ve Melâmet’in ‘işin aslı’na dair nasıl bir bakışa sahip olduğunu anlamamız açısından önemli ip uçları barındırıyor.

Derginin, içeriği itibariyle dosya kapsamında değerlendirilebilecek söyleşisi ise Feridun Yılmaz ile yapılmış. M. Baki Efe’nin yaptığı söyleşide Yılmaz, “Küfür hakikati örtmek ise, evet kültür modern dünyanın en temelli küfrüdür.” diyor.

Melâmet’in ilk sayısındaki şairler; Mustafa Baki Efe, Hüseyin Karaca, Yavuz Altınışık, Serdar Kacır, Rıdvan Ünal, Emrah Yolcu, Murat Saldıray, Emrah Tahiroğlu, Meryem Coşkunca, Hıdır Toroman, Abdurrahman Şenel, Celâl Fedai, Yahya Kurtkaya, Metin Erol, Veysel Karani Tur, Zafer Zorlu, M. Fatih Yazıcı, Muharrem Kaplan ve Abdullah Turut… Çeviri şiirler ise Ezra Pound, Nizar Kabbani, T. S. Eliot ve Dylan Thomas’tan…

Derginin öykü sayfalarında ise; Ali Işık, Kübra Sayımlar, Mehmet Akgül, Oğuzhan Dursun ile A. Fatih Uylaş imzaları bulunuyor. Ayrıca, Hakkı Özdemir’in yazmakta olduğu bir roman tefrikasının birinci bölümü var dergide: Kalenderbey Pasajı…

Melâmet’in ilk sayısında yazılarıyla yer alan diğer isimler şöyle: Murat Saldıray, Emrah Yolcu, Murat Fatih Yazıcı, Cemil Caca Arslan, Bengül Güngörmez, Özlem Fedai, Arzu Şahin ve Yahya Kurtkaya.

Son olarak, dergiye neden Melâmet isminin verildiğine dair, sunuş yazısındaki şu satırları da kayda geçirelim: “Bugünün düşünce atmosferinde bize en uygun gelen isim, bu isimdir. Çünkü melâmet, her şeyden once kişinin kendini “kınaması”dır. Buysa, her tür insanî eyleme geçmenin ilk adımıdır. (…) bizlere, “bu adın altında kalabileceğimiz” de iyi niyetli bir eleştiri olarak söylendi. (…) Şişkin egolarıyla nefs dağı yerine popülizmin tepelerini tırmanmaktansa, dergimize yakıştırdığımız adın altında kalmayı ve “kınanma”yı tercih ederiz.”

Görünen o ki Melâmet, farklı yollardan aynı dağa tırmanmak için yola düşmüş bir ekibin sesi olacak. Edebiyat dünyamıza yeni bir nefes ve açılım katacağa benzeyen Melâmet, iki ayda bir buluşacak

Bilkent Cyberpark Uluslararası Alanda Hız Kesmiyor

Almanya'nın Hannover kentinde her yıl düzenlenen ve bilişim sektöründe Dünya’nın en büyük fuarı olarak kabul edilen Uluslararası CeBIT Bilişim Fuarı’na Bilkent Cyberpark'da  katıldı.
Almanya'nın Hannover kentinde her yıl düzenlenen ve bilişim sektöründe Dünya’nın en büyük fuarı olarak kabul edilen Uluslararası CeBIT Bilişim Fuarı’na Bilkent Cyberpark Bilişim ve Telekomünikasyon ( BİL-TEL) Kümesi 8 firmasıyla katılım sağladı. Nesnelerin İnterneti, Bulut Bilişim Büyük Veri gibi konularda yüzlerce konferans ve panelin düzenlendiği fuarda, son teknolojileri ve yenilikleri takip etme şansı bulan BİL-TEL Kümesi firmaları, B2B ikili görüşmeler yaparken birçok şirket, kurum ve kuruluşa ziyaret gerçekleştirdi.
Hannover'de 5 gün süren temasları boyunca önemli kontaklarla görüşme imkanı bulan BİL-TEL Kümesi firmaları ilk olarak Hannover Ticaret Ateşesi M. Kudret Ceran’ı ziyaret etti. Ceran, CeBIT Fuarı’nın en önemli konularından biri olan ve bilgi teknolojileriyle akıllı üretimi destekleyen Endustri 4.0’ın Almanya nezdineki önemi hakkında küme firmalarına bilgi verdi ve bu konuda Türk-Alman iş birliğinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Fuarın 3. Günü Almanya’da büyük başarılara imza atan Prof.Dr. Kemal ÇEVİK’in Bielefeld’te bulunan SC Electronic isimli firmasına ziyaret gerçekleştirildi. Tüm gün süren tesis ziyareti kapsamında küme firmaları önemli kazanımlar edindi.
Temaslarına Hannover Sanayi ve Ticaret Odası ve Hannover Avrupalı Türk İş Adamları Birliği’ni de ziyaret ederek devam eden katılımcılar Almanya pazarının güncel durumu, potansiyel iş birlikleri gibi konularda kritik bilgiler edinirken, küme firmaları da uluslararası bağlantı sağlayacak kurumlara kendilerini tanıtma imkanı buldu.

Asfalt yolda yürümek bel ve sırt ağrılarına neden oluyor

Büyük şehirlerde yaşayanların maruz kaldığı hava kirliliği, çalışma hayatının stresi ve yeteri kadar spor yapılamaması gibi olumsuz koşullara, bir yenisi daha eklendi. Sürekli asfalt yolda, sert tabanlı ayakkabılarla yürümek eklemlerde kireçlenmeyi hızlandırıyor, kronik hastalıklara neden oluyor.
Sürekli düz zeminde, sert tabanlı ayakkabılarla yürümek, omurganın zayıflamasına ve esnekliğinin kısıtlanmasına yol açıyor. Sağlıklı omurganın, doğru ayakkabı seçimiyle doğrudan bağlantısı olduğunu söyleyen Kombine Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Kamil Teker, sağlıklı ayakkabı seçerken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.
Ayakların, gözler gibi dış dünyadan bilgi taşıyan organlar olduğunu belirten Dr. Kamil Teker, ayaktaki alıcılar sayesinde basılan yerin sertliğine, yumuşaklığına, eğriliğine göre denge merkezine bilgiler gönderildiğini ve bu bilgilerle omurganın şekil aldığını söyledi. Dr. Teker, vücuttaki dengenin ve koordinasyonun bu düzenek sayesinde sağlandığını belirterek şöyle konuştu: “Ayağımızı oluşturan kemikler, bağlar ve kaslar arasında ritmik, uyumlu hareket her adımda ve ayakta durduğumuz süre boyunca devam eder. Aksi takdirde eklemde blok (kitlenme) gelişir ve ağırlığın en çok bindiği eklem deforme olur, kireçlenme süreci başlar. Ayak kemikleri arasındaki ahenkli hareketi bozan en önemli faktörlerden biri yanlış ayakkabı ve yanlış ayak tabanlığıdır. Ayak tabanlığına yerleştirilen, altı adet destek noktası ayak eklemleri arasındaki harmonik hareketi bozar. İç yan bağların desteklenmesi için eklenen yastıkçıklar, ayak iç yan bağlarının zamanla zayıflamasına neden olur ve ayakta içe basmaya yol açar. Esnek olmayan ve kalın tabanlı ayakkabılar, ayak eklemlerinin hareket alanını kısıtlar, aşırı yüklenmeler basınç oluşturur ve eklem bağlarının yıpranmasını sağlar”
Topuklu Ayakkabılar Vücudun Dengesini Altüst Ediyor
Yıllardır sağlıklı olarak bildiğimiz destek noktalı ayakkabılar ve silikon tabanlıklar ayak eklemleri arasındaki hareketi bozuyor. Şehirli kadınların vazgeçilmezi olan topuklu ayakkabılar ise tüm vücudun biyo-mekanik, nöro-kimyasal dengesini altüst ediyor. Topuğun olması gerekenden fazla yüksek olması, tüm vücut ağırlığının ayak parmak eklemleri üzerine toplanmasına ve omurganın öne doğru eğim gösterip bel-boyun ve diz eklemlerinin aşırı ve sürekli gerilim yaşamasına ve zamanla postür(duruş) bozukluğunun yerleşmesine yol açıyor.
Vücut ağırlığının nasıl dengelendiği hakkında bilgi veren Dr. Kamil Teker, “Ayakta durduğumuz süre boyunca sağlıklı insanlarda ağırlığın %60’ı topuklara, %40’ı ayakların ön bölümüne yansır. Oysa yüksek topuklu ayakkabı giyildiği zamanlarda bu oran tam tersine döner. Yüksek topuklu ayakkabı giymek, ayakta içe basma bozukluğunun yerleşmesine ve zamanla ayak başparmağında taraklanmaya neden olur” dedi.   
Doğru ayakkabı seçiminin vücudun sağlıklı biyo-mekanik dengesinin korunmasını destekleyerek daha düzgün bir duruşa sahip olmayı kolaylaştırdığını ve omurga sağlığını koruduğunu belirtti. Dr. Kamil Teker, sağlıklı ve dengeli postürün uzun vadede kireçlenmelere ve kronik rahatsızlıklara karşı daha dirençli olmayı sağlayarak, erken yaşlanmayı da geciktirebildiğini sözlerine ekledi.  
Ayakkabı alırken nelere dikkat etmek gerekir?
Kombine Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Kamil Teker, ayakkabının mutlaka esnek olması gerektiğini vurgulayarak, topuk yüksekliğinin üç buçuk santimetreyi geçmemesi gerektiğini belirtti ve ayakkabı seçerken dikkat edebilmesi gereken hususları sıraladı;
1-    Ayakkabının topuk kısmının yüksekliği en fazla üç buçuk santimetre olmalıdır,
2-    Ayakkabı sağ-sol ve ön-arka eksenleri boyunca elle bükerken çok kolay şekil değiştirmeli, çok esnek olmalıdır,
3-    Ayakkabı ön ucunun yerden yüksekliği bir santimetreyi aşmamalıdır,
4-    Ayakkabının ayağınızı kesinlikle sıkmaması lazımdır,
5-    Ayakkabının ayak şeklinize uygun taraklanması olmalıdır,
6-    Ayakkabının tabanı tamamen düz olmalı, kesinlikle altı nokta yükseltileri ve iç yan yastıkçık içermemelidir,
7-    Ayakkabı malzemesi kesinlikle nem ve ısı dengesinin korunması için kumaş veya hakiki deriden teşekkül olmalıdır. Deri ve kumaştan oluşmayan ayakkabı günlük kullanımda kesinlikle giyilmemelidir,
8- Ayakkabı tabanlığı silikon ve türevleri olan malzemeler zararlı kimyasal etkileri nedeniyle tercih edilmemelidir.
Kombine Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Kamil Teker, vücudun dengeli yük dağılımı için ayak balans muayenesinin ve duruş analizinin yapılarak, ayağın zeminle temasından kaynaklanan balans bozukluğu (ayağın zeminle temasında uygun esneklik ve simetri kabiliyetinin olması) olup olmadığının tespit edilebildiğini söyledi. Ayak tabanı dengesinin sağlanması ve korunmasının ideal ayak tabanlığından geçtiğini belirten Dr. Kamil Teker, ayak zemin temasında balans kusuru tespit edilen hastalarda ayak tabanlığına yapılacak uygun yama takviyeleri ile bu denge kusurunun düzeltilebileceğini söyledi.
İdeal özelliklere sahip olan ayak tabanlığını geliştirdiklerini ve iki yıldan beri hastalarının hizmetine sunduklarını belirten Dr. Kamil Teker, gözler ve ayakların bir arabanın ön ve arka tekerlekleri gibi işlev gördüğünü söyledi. Gözler ve ayaklar arasındaki uyum bozukluğunun bel - boyun fıtıklarına ve kronik ağrılara yol açtığına dikkat çeken Dr. Kamil Teker, “ Tekerlek düzlemlerine göre yönelim gösteren aks gibi omurga da ayaklardan ve gözlerden gelen çarpık ya da dengesiz bilgiye adapte olarak balansın korunmasına yardımcı olur. Zamanla yanlış işleyen çarklar nedeniyle eklem bağları gerilim ile aşınır ve kireçlenir. Gözler ve ayaklar arasında simetri ve uyum uzun ömürlü ve sağlıklı omurgaya sahip olmamız için şarttır.” dedi.

Işık Üniversitesi Otizm Günü'nde maviye boyandı

Türkiye’de ilk kez ‘Özel Çocuklar Festivali’ düzenlendi. Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Üniversitesi öğrencilerinin kurduğu Otizm Orkestrası Kulübü bir ilke imza atarak ‘Özel Çocuklar Festivali’ düzenledi. Festival 1 Nisan günü Işık Üniversitesi Şile Kampüsü’nde başladı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde ‘Otizm Orkestrası’nın konseri ile son buldu.
15 üniversite öğrencisi ve 15 otizmli gencin oluşturduğu 30 kişilik orkestra, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde Işık Üniversitesinde düzenlenen ‘Özel Çocuklar Festivali’nde sahne aldı. Festivale otizmli, down sendromlu ve zihinsel engelli çocuklar ve aileleri katıldı. Konser, 2 Nisan Perşembe günü FMV Işık Üniversitesi Şile Kampüsü Oditoryum’unda saat 19:00’da başladı.
MÜTEVELLİ HEYETİ ÇOCUKLARLA BİRLİKTE SAHNEDEYDİ
Işık Üniversitesi’nin ‘Özel Çocuklar’a sürprizleri vardı. FMV Işık Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Sıddık YARMAN ve Işık Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Cem YURTBAY da çocuklarla birlikte sahnedeydi. YARMAN çocuklarla birlikte piyano çalarken; YURTBAY ise ‘Arkadaş’ şarkısını seslendirdi.
‘UNUTAMAYACAĞIMIZ İKİ GÜN GEÇİRDİK’
Özel çocuklar ve aileleri çok heyecanlıydı. 19 yaşında 19 enstrüman çalan Rabia Aytek ve arkadaşları; “Hepimizin hayalleri gerçek oldu, Işık Üniversitesine ve üniversiteli abi ve ablalarımıza çok teşekkür ediyoruz. Bize ve ailelerimize unutamayacağımız iki gün yaşattılar” dedi. Anıl İpek, Micheal Jackson’ın Beat It şarkısını hem söyleyip hem dans ederek izleyicilerden büyük alkış aldı. Festivale Safranbolu’dan katılan otizmli bir perküsyon grubu da sahne alarak tüm katılımcıları eğlendirdi.
IŞIK ÜNİVERSİTESİ ŞİLE KAMPÜSÜ IŞIKLANDIRILARAK MAVİYE BOYANDI
2 Nisan Dünya Otizm Günü, dünyada ve ülkemizde farklı etkinlikler kutlanırken günün özel rengi ‘Mavi’ idi.Dünyanın pek çok ülkesinde Dünya Otizm Günü’ne dikkat çekmek amacıyla yapılan ışıklandırma etkinliği ülkemizde de aynı gün Işık Üniversitesi binaları ışıklandırılarak gerçekleştirildi. FMV Işık Üniversitesi farkındalık yaratmak ve engellere ışık tutmak için Şile Kampüsünü maviye boyadı.
DİLEKLERİ GERÇEK OLDU
Proje kapsamında bir dilek ağacı hazırlandı. Dilek ağacına ‘Özel Çocuklar’ dileklerini yazıp koydular, üniversiteli abi ve ablaları da 2 Nisan günü onların bu dileklerini gerçekleştirdi.
ÇOCUKLARIN YAPTIKLARI RESİMLER SERGİLENDİ
Aynı zamanda proje kapsamında yine çocukların yaptığı resimlerden de bir resim sergisi açıldı.
ÜNLÜLER DE DESTEKLEDİ
Otistik, Down sendromlu ve zihinsel engelli gençleri müzik ile terapiye yönlendirmeyi amaçlayan bu projeyi sosyal medya hesaplarından ünlüler de destekledi. Instagram hesabından ‘Otizm Orkestrası Topluluğu’ tişörtü ile poz veren destekçiler arasında Sıla Gençoğlu, Esra Erol, Ayşe Kucuroğlu ve Fatih Portakal gibi isimler bulunuyor.

Almanya erkek civcivleri öğütmeyen ilk ülke olacak

Almanya 2017'den itibaren yumurta endüstrisinde civcivleri canlı canlı öğütme makinesine göndermeyen ilk ülke olacak. Sadece Almanya'da her sene 45 milyon erkek civcivin doğar doğmaz öldürüldüğü hesaplanıyor. Almanya Tarım Bakanı Christian Schmidt, döllenmiş yumurtaların cinsiyetini tespit edebilen ve henüz yumurta içindeki civciv gelişmeden erkek olanını kuluçka yerinden ayıran bir teknolojiye dayanarak bu kararı aldıklarını açıkladı.

Erkek civcivlerin kısacık yaşamı, dünyanın hemen her tarafında yumurta endüstrisi tarafından gizlenen bir standarttır. Dişi civcivler daha sömürülebilir olduğu için yumurtası ve eti para getireceği için sağ tutulur, erkek civcivler ise "işe yaramadığı" için doğar doğmaz öğütme makinesinde parçalanır. Türkiye'de ileri teknoloji kullanan tavukçuların da bu yönteme başvurdukları, bu makinelere sahip olmayan işletmecilerin ise erkek doğanları bidon veya poşetlere kapatarak boğdukları geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme gelmişti.
 

 
Bu tür acımasız toplu imha yöntemleri pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de yasal.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği sözcüsü Güray Tezcan "Yeni teknoloji sayesinde hayvanların kurtulduğu algısı yanlış; hayvanlar uzun süredir toprak yerine teknolojiyle tasarlanan büyük üretim bantlarında doğuyor ve teknolojik öğütme makinelerinde öldürülüyordu. Bilim-teknolojinin canlılara getirdiği faydalar, şu güne kadar verdiği zararları anca karşılar." dedi. 

Feminist Hayvanlar grubundan Semra Karasu ise "Öğütme makinesinin olmadığı bir yumurta üretim ortamında da hayvanlara yine yalnızca kadınlıkları sömürülebildiği kadar yaşam şansı tanınacak. Günümüzün piyasa koşullarında, dişi hayvanın bedeni esir alınamadan, doğurganlık kötüye kullanılamadan peynir, sahanda yumurta veya dondurma elde edilemez." dedi.

Almanya'nın erkek civciv kararının AB ülkelerinde ve AB uygulamalarını örnek alan Türkiye'de nasıl yankı bulacağı önümüzdeki günlerde belli olacak.