29 Temmuz 2012 Pazar

Kapitalizm'in Tabanı:Bat-man (Yarasa Adam)



Her kahramanın farklı bir vuruş tekniği,
değişik bir amacı vardır. Kahramanlık öyle kolay kolay kazanılmadığı gibi namı da hızlıca ortadan silinmemektedir. Biz çok kahramanlık hikayesi dinledik, ekranlarda şekil ve şemalarına çok rastladık. Superman, Spiderman, Hulk...Fakat bu söz etmeye çalıştığımız kahraman onlar gibi süper güçlere mazhar olmayan bir kimliğe sahip.


Evet, Batman diğerleri gibi olağanüstü güçlere sahip olmayabilir ilginç yaratık kılıfına bürünmeyebilir, hatta Christopher Nolan'ın harika üçlemesinden anladığımız kadarıyla filmlerde sıradan bir kişi olabilir.Etrafında olup bitenler karşısında seyirci kalmak istemeyen duygularının harekete geçmesinden sonra adaleti sağlamaya çalışan bir kavramdır aslında Batman. 








Adaletsizlik söz konusu olduğu zaman, bu durum karşısında mücadele edilir, göz yumulmaz. Hal böyle olunca ortaya binlerce seçenek çıkabilir konumuz Batman olduğu için ordan devam etsek daha doğru olur.


Christopher Nolan'ın üçlemesi niteliğindeki son filmi The Dark Knight Rises de bu sıralarda vizyona girmekte.
Film eleştirmenleri tarafından tam not alması ve Batman Begins ve The Dark Knight filmlerinde olan harikuladenin devamında neler olacağını merak eden hayranlarının bu son filmi için beklentileri oldukça büyüktü. Amerika galasında yaşanan olayın gölgesinde kalmayıp hemen 1. hafta dünyada büyük ses getirdi.
Dünya'nın en önemli film sitelerinden Imdb'de 10 üzerinden 9 puan alması da bu filmin başarıının başka bir göstergesi olmalı.


Hiç bir şey göründüğü gibi değildir, filmlerde sahtekarlıklar, sinsi planlar, çakallıklar vardır. (Jokere selam olsun,saygılarımızı sunuyoruz) Bu düzmece oyunlar peşpeşe devam edilir, izleyici bir nevi sadece başrollerin değiştiğini görür maskeler değişir sistem aynıdır. Misal Joker gitti yerine Bane geldi, Her bir filmde geçmesi gereken bir engel, önünde yeni bir macera, hedefinde bazı hamleleri aşmak gerekmektedir.
Filmlerde bir sürü subliminal mesaj var gördüğümüz kadarıyla nitekim Nolan'ın bir ropörtajında "Anlayan anladı" demesi bizleri haklı çıkarttığı manasını taşımalı.


Filmin fantastik kokusunu algıladığımız zaman karşımıza göz zevki için fena sayılmayacak bir tablo ile karşılaşırız. Filmde çok sık gördüğümüz New York'un filmdeki adıyla Gotham kentinin gökdelenleri manzarasına diyecek de yok doğrusu.. En iyi uçaklarla en iyi sisli havayla yağmur karışımıyla gerçek hayat mı fantastik bir ortam mı diye sorası da geliyor izleyicinin..




Manhattan, Manhattan olalı böyle bir atmosfer görmedi.


Bu aslında filmin ve Amerika'nın değişen dünyasının da özetidir. Nolan, Batman'ı aslında kahramanlık rüyaları gören Amerikan toplumunun gündüz uyanınca aynada görmek istediği yüzü yapmak istemiştir. Her zaman güçlü, yaptıklarını sorgulayan, gerektiğinde kendinibir hiçliğe bile mahkum edebilecek, ulaşılamaz zirvede, yer alan bir şövalye gibidir. Konuşmasındaki şiddete varan vurgu ve yaptıklarında bulduğu emin hali son zamanlarda amerikan sinemasının içine düştüğü toplu terapi seanslarından birine ortasına düşürür bizi. Bizim tanıklığımız yirmibirinci yüzyılın serüveninin yolunu belki de hani o bizim Brazil ve Monty Pyton serisinde bulduğumuz gariplikler ülkesinin ışıklı taraçasına çıkarır.

20 Temmuz 2012 Cuma

Filmler Niçin İzlenmeli ?

İngilizcemi geliştirmek için izliyorum, film izlemekten zevk aldığım için izliyorum, sevgilimle keyifli bir zaman geçirmek için film izliyorum, canım sıkıldığı için film izliyorum, işsiz olduğum için başka bir seçenek yok o yüzden film izliyorum, film izlemek ben de hobi olmuş film izledikçe izleyesim geliyor o yüzden izliyorum, çok takip ettiğim aktör veya yönetmen var o yüzden izliyorum, ailecek oturduğumuzda daha fazla huzurlu olduğumuz için film izliyorum, arkadaşlarımın esprileri ve filmlere bakış açısı fazla eğlenceli olduğu için film izliyorum, iş yorgunluğuna ufak bir ara vermek için izliyorum, sınavlar bittiği için kendimi kutlamak için izliyorum, evde yapacak başka bir şey olmadığı için izliyorum... vb gibi yüzlerce sebebiniz olabilir.

Bütün bu yukarıdaki saydığımız veya sayamadığımız sebepleri bilen film yapımcıları, yönetmenleri,şirketleri filmin her tarafını bu taleplere göre düzenler, bir nevi nabza göre şerbet verir. Filmlerin hitap ettiği kitle bunlara göre ölçülüp biçiliyor. Asıl sorulması gereken sorulardan bir tanesi de : Film nasıl oldu da bizim vazgeçilmezlerimiz arasına dahil oldu ?  Bu soruya da eminim yüzlerce hatta binlerce verilebilir ki sinema ile ilgili bir sürü bölümde var üniversitelerde.. Filmleri sadece zamanımızı tüketmek için izliyorsak durum vahimdir gerçekten. Aksi takdirde kültürel ve ilmi açıdan yaklaşıyorsak film kavramına herhangi bir sakınca yoktur. Kişi bu şekilde kendini geliştirebilir, hayatına yeni tatlar ekleyebilir, karakterine yakın filmleri sıralayabilir..
Film kültürü gelişmiş olanla film bilgisi yetersiz olan kişiler arasında fazla farkın olmadığı bir soru aslında(Film Niçin İzlenmeli) Böylece bu soruya cevap vere(bilen)leri filmlere bakış açıları ve yaklaşımları farklı olduğu için  de iki kısma ayırabiliriz: Film kültürü gelişmiş ile gelişmemiş. Bu tartışma hala güncel olup da bir neticeye varılmış değil. Bu da izleyicinin film izleme amacının farklı olmasından kaynaklansa gerek.

Film kültürü gelişmiş olan, filmdeki çok az kişinin görebildiği hataları için(tabii bu her film için veya herkes için geçerli değil) sahnelerin hazırlanmasını düşünür, kostüm mekan ilişkilerini irdeler, yönetmenin kafasından geçenleri görüntüler sayesinde okumaya çalışıyor, senaryoyu inceler, oyuncuların rollerini ve davranışlarına dikkat eder, diğer filmlerle kıyaslar eleştileri ona göre yapar, filmin kalitesinin verilen ödüllerden oluşmadığının bilincinde olur, filmin müziğini, sanatsal kısmını mercek altına alır.. vb

Film kültürü gelişmemiş olan ise; filmi eğlence niyetine tadımlık olarak izler, heyecandan, zamanı iyi değerlendirmek için izler, filmlere bakış açısı derin değildir, anı yaşar filmin seceresiyle boğmaz kendini , filmini izler pop corn eşliğinde, kahkahasını basar evine geri döner asıl amaç zevk almaktır, sevdiği yönetmenler, aktristler vardır fakat detaylı bilgisi yoktur, filmlerin perde arkasında yaşanılanları görmez, ekrandaki neyse ona odaklanır.

Film üstadları ses getirebilecek dev projelere imza atmaya çalışırlar, talebin niteliğini de niceliğini de hemen hemen anket sonuçlarına yakın oranlarda bilgileri vardır. Uygun kumaşları alırlar bunlara göre takım elbiseyi dikmeye başlarlar, Cüzi bir miktara aldıkları bu kumaşı takım elbise yaptıkları için 2-3 kat net karları olur.

Burda karşımıza şu iki soru çıkıyor, kimleri zengin ediyoruz niye bunları zengin ediyoruz, 

13 Mayıs 2012 Pazar

Film Ansiklopedisi: IMDB(Internet Movie Database)


Belki de dünyanın bir numaralı film arama veya sinema portalıdır.  İnsan istediği film,yönetmen,oyuncu, ödül, filmin vizyona girme tarihi, film hakkında yapılan eleştiriler, yönetmenin gelecek  veya geçmişteki bütün filmleri, diziler, filmlere verilen puanlamalar, değişik değişik kategoriler,  işledikleri temalara göre listeler,güncel festivaller, fotoğraf… vb  Kısaca izah etmek gerekirse film hakkında aklınıza hayalinize gelmeyecek bilgilere anında ulaşmak mümkün.

Günümüzde film hayranlarının vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini, film hakkında yapılan sohbetlerin “imdb” isminin geçme sıklığından ve bunu bir kanıt olarak öne sürmelerinden anlıyoruz.
Filmler ile ilgili bir soru sorulduğunda ilk imdb sayfası açılıp veya buradaki bilgilere göre cevap verilir çoğu zaman.  Aksi takdirde  filmler hakkındaki o kadar bilgiyi akılda tutmak imkansız olup böyle sorular veya durumlar için gevelenmekten başka çare kalmaz.

Film hastalarının beyinlerinin bir veritabanına dönüşmesinin yanında imdbsiz yapamadıkları da bir gerçek.  Milyonlarca kullanıcı artık günümüzde imdbsiz günleri geçmemekte.
IMDB’nin yüksek puan alan filmlerine göre (ki bu ne kadar objektif ve doğru bir tercih) izleyecekleri filmleri belirliyor, ve o puanın gölgesinde hareket etmeleri de ne yazık ki onların film sonrası görüşlerini derinden etkileyebiliyor.

Dünya’nın en iyi film listelerinin Top 250, Top 100 gibi listelerinin olmasının yanında Dünya’nın en kötü film listelerinin olması da bir o kadar manidardır. Dünya’nın en kötü filmlerine hayran duyacakları aklımızdan geçirmezsek, en iyi filmlerine odaklarının da sayısının az olmadı ortada. Bu tür listeleri (Top 250, Top 100) bitirmek sanki boynunun borcuymuş gibi hareket etmesi de epey garip bir durum olmalı.

Belli olmayan kullanıcıların kullandıkları oylar sayesinde bu tür listelerin meydana gelip belirli bir limitten sonra listeye dahil olduklarının yanında sonradan o filme oy verecek kişinin bakış açısını da bir yandan değiştirir çünkü o puanı gören kullanıcı kafasındaki puanı tam olarak yansıtamaz oraya.


Ufak tefek çatlaklara rağmen, IMDB kullanıcılarının 'şu eksik, bu yanlış' diye söylendikleri enderdir. Çünkü IMDB'nin, herhangi bir konuya adanmış en kapsamlı site olması kuvvetle muhtemel. Sitede, örneğin herhangi bir janr hakkında derinlemesine fikir edinmek mümkün değil ama, arama usulünün pratikliğiyle, araştırmaya başlamak için çoğu kez iyi bir çıkış noktası; olmadı iyi bir 'destek ünitesi'. Fakat yine de kişisel bir süzgece veya ek kaynaklara sahip değilseniz, IMDB'de gezinmek, bilmediğiniz bir dilden sözlük aracılığıyla çeviri yapmaya benzeyebilir.

IMDB, (çoğu kez) güvenilir bir kaynak olarak, kişisel merakını gidermek isteyen sinemaseverlerle sınırlı kalmayan bir kullanıcı kitlesine sahip. Sinemacılar ve sinema yazarlarının 'başucu sitesi' konumunda. Hollywood'da yapımcılar, endüstriden biriyle görüşme yapacakları zaman, onun hakkındaki ilk bilgilere IMDB'den ulaşıyor. Kimi az tanınmış oyuncular da, kendi biyografilerini göndererek tanıtımlarına katkıda bulunuyor; siber sinema külliyatı büyümeye ve (biraz ürkütücü biçimde) rekabete gelmemeye devam ediyor.
Kurulma aşaması epey ilginç:

Sinema Eleştirmeni Nedim Hazar konu ile alakalı olarak şunları kaleme almış: Site, kişisel bir manyaklığın neticesinde kurulmuş. İngiliz bilgisayar ve film fanatiği Col Needham, 1993'te sinema veritabanını internete taşımadan önce, filmlerin çetelesini kendisi için tutuyormuş. Needham, Jaws'u izledikten sonra denizden korkmaya başlamış, Star Wars'la kendinden geçmiş, Alien'la irkilmiş, Hitchcock hayranı, sıradan bir sinemasever. Ama o kadar da sıradan değil. Needham tipik bir cumartesi gününde arka arkaya 10 film, bir yılda da yaklaşık 11 bin kadar film izlermiş. Haliyle hangi filmi izleyip hangisini izlemediğini karıştırmaya başlamış. Böylece 23 yaşında, arkadaşlarının da hizmetine sunabileceği, video dükkânına giderken aynı filmi ikinci kere kiralamamak için yanında götüreceği kişisel bir veritabanı oluşturmuş. "Bu fena halde moronca bir şey ama sonunda hayırlı oldu," diyor.







10 Mayıs 2012 Perşembe

Jim Jarmusch'ın Siyah Beyaz Dünyası




Hollywood’un bağımsız yönetmenlerinden birisi olarak karşımıza çıkan Jarmursch bu “Bağımsız Sinema” kısmından da ayrı bir öznelliğe sahip. Bu farkı şurdan rahatça anlayabiliriz:  1960’lardan sonra başlayan  özellikle eğitim kariyerleri iyi olan yönetmenlerin önderliğinde rengini belli eden “Bağımsız sinema” sanat yapma çabası, estetik özgünlük ve toplumsal kaygılar daima bağımsız sinemayı oluşturan  etkenler oldu. Daha sonra  1970'lerde bireyselleştiler, 80lerde nihilist, 90larda popüler, 2000lerde ise ana akıma yakınlaştılar. Bağımsız sinemanın son çıkışı dijital devrimle oldu Bu kısımda bağımsız sinemanın örneklerini göreceğiz. Jim Jarmusch’ın filmleri göz önüne getirip bu açıklamayla kıyaslandığında Jarmusch’ın film izleme mantığı daha net anlaşılır.

Jim Jarmusch demek, sadelik, özgünlük , siyah - beyaz, müzik demek . En az masrafla film çekip kaliteyi göstermektir veya efektlerle fazla içli dışlı olmayıp izleyiciyi renklerin bunaltıcı havasından kurtarmaktır jarmusch, Karekterler genel olarak ilginçtir rol gereği mi yoksa gerçekten de bu tipler böyle midir sorusu gelir insanın aklına “Yol Filmleri” olarak sinema literatüründe yer edinmiş bölüme farklı bir açı getirmiştir aslında(Bağımsız Sinema’da olduğu gibi)

Çoğu kişinin aktör olarak  bilmediği Jamursch’ın yönetmenliği çok başarılı olduğu için belki de onun filmlerde oynadığı rolleri gölgede bırakmasından kaynaklanmaktadır. Az bütçe ile çektiği bu filmlerin müzikleri de filme ayrı bir hava vermektedir.


Genel olarak sinema filmleri şunlardır:

1980 Permanent Vacation; Sürekli Tatil
1984 Stranger Than Paradise; Cennetten de Garip
1986 Down by Law; İçerdekiler
1989 Mystery Train; Gizem Treni
1991 Night on Earth- Dünyada Bir Gece
1995 Dead Man- Ölü Adam
1997 BELGESEL / Year of the Horse; Year of the Horse
1999 Ghost Dog: The Way of the Samurai- Hayalet Köpek: Samurayın Yolu
2002 7 YÖNETMENLİ PROJE FİLM / Ten Minutes Older: The Trumpet (Int. Trailer Night); 10 Dakika İçinde: Trompet
2003 Coffee and Cigarettes; Kahve ve Sigara
2005 Broken Flowers; Kırık Çiçekler
2009 The Limits of Control; No Limits No Control; Kontrol Limitleri
Bu filmlerden, Stranger Than Paradise, Down by law, Dead Man, Coffee and Cigarettes gibi dev filmleri halk arasında en iyi bilinen siyah beyaz filmleridir. Jim Jarmusch bu filmlerde her ne kadar Yasujiru Ozu, Kenji Mizoguchi, Robert Bresson, Ingmar Bergman, Antonioni, Wim Wenders gibi isimlerden etkilenmiş olsa da ve etkilendiği isimleri sürekli dile getirse de yaptığı filmler asla bu isimlerden herhangi birinin filmlerinin taklidi gibi durmaz.

Jim jarmusch’ın siyah beyaz filmlerinde renklerle insan boğuşulmaz, renklerle beraber kendini filmin içinde kaybettirmez aksine siyah beyaz yaptığı için olsa gerek insan kendini filmlerde bulur seni rahat bırakır .  Normalde çok aşırı şiddet sahneler için kullanılan bu tekniğin kullanılma sebeplerini özetle Jamursch bize sadeliği öğretirken kendi film felsefesinin temelini de hissettirir adeta.

Jim Jarmusch’ın dünyası siyah beyazdır, çünkü kendi düşüncelerini, kendi kahramanlarını bu şekilde izleyiciye daha canlı ve daha sade bir şekilde izah edeceğini kabul eder. Anlam derinliği daha geniş olup karekterlerinde olduğu gibi filme de bir soğukluk havası verir bu tür yapımlar.

“Cennetten de Garip (İkinci filmi)”, Cannes Film Festivali’nde ilk filmlere verilen Altın Kamera (Caméra d’Or) ödülünü alması Amerikan bağımsız sinemasının uluslararası düzeyde kabul görmesini sağlar.

Filmleri sadece günümüz dünyasında farklı kültürlerin kesişmesini, çakışmasını ve birbirleriyle ilişkiye girmesini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda kültürlerarası farkların ortak yanlarımız karşısında çoğunlukla nasıl da silikleştiğini gösterir.




Ayna: Sinema. Hollywood'tan mı ibaret ?

Ayna: Sinema. Hollywood'tan mı ibaret ?

27 Mart 2012 Salı

Sinema. Hollywood'tan mı ibaret ?

Sinema tarihine ilgi duyanlar ve bu süreci bilenler yazı başlığındaki sorunun perde arkasında yatan sosyal mesajları düşünür, Popüler Kültür'e esir düşmüş kişiler veya potansiyel tüketiciler ise Hollywood'un cezbedici yönünden, kalitesinden günümüzdeki başarılı örneklerinden örnekler vererek bu tür filmlere ne kadar körü körüne bağlandıklarını ve başka bir alternatif yokmuşcasına kendi film tarzlarını eleştirme gereği bile duymazlar. Birinci örneğe bilinçli tüketici ikinci örneğe ise bilinçsiz tüketici de diyebiliriz aslında çünkü bilinçli tüketici kuru kuruya bir dala kenetlenmeyip istediğini tercih ederken istediği zevki yaşamasını bilir. Bilinçsiz tüketici ise hep aynı rayda yoluna devam eden film konularının, neredeyse birbirinin kopyası haline dönüşen senaryolarının muhatabı olup zevk ve renkerin  onlar için sıradanlaştığı bir kesimdir.

Sinema Tarihi'nin tamamını göz önünde bulundurup gelinen noktaya bakıldığında durumun içler açısı olduğunu ve emperyalizm haline dönüştüğünü bu tür kapitalist yaklaşımların giderek arttığından anlayabiliriz.
Giderek Hollywood Filmleri'nin kitlesinin arttığını reklam pastasının payının büyüdüğünü, sinema salonlarının arttığını gelirlerinin misli misli arttığını günümüzde bilmeyen kalmadı.

Hollywood Filmleri'nde kendini övme vardır, başka kültürlerin varlığı onun için figürandır. Senin kültürünü kendi doğrularına göre(!) sana istediği şekilde göstermeye çalışır. Burdaki amaç ise senin kafanda böyle bir izlenim oluşsun, senin gibiler böyle bir sahneyi bol  bol konuşsun gerçekler bizim istediğimiz şekilde piyasaya çıksın bizim de burdaki çıkarımız artsın. Hatta onların tarihlerini kendi tarihlerimizden daha bilecek seviyeye geldik desek abartmış olmayız.


Insan sormadan edemiyor :


Bize hitap edecek başka ulusların filmlleri yok mu ?
Neden bizim ülkemizdeki sinema salonlarında sadece bu tür filmler var ?
Dünya'da sadece bunlar mı film çekiyor
İnsanlar neden zamanlarını böyle kültür ve sanattan uzak filmlerle geçiriyorlar ?
Televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler, reklamlar neden bu filmleri bizim izlememiz için zorunlu hale getiriyor ?
Kişiler böyle filmleri izleyerek neye varmaya çalışıyorlar, amaçları ne ?

Hollywood Filmleri'ne veya başka ülklerin filmlerine yani yabancı film izleyen bir izleyeci zamanla izlediklerinin hayranı haline gelir ve kendini o izledikleri kahramanlarla özdeşleştirmeye başlar. Onun elbiselerine , repliklerine, saç stiline ilgi duyar o yüzden insanların kendi kişiliğine kendi fıtratına özgü seçmesi en doğrusu olur aksi takdirde benliğini kaybeder.

Elindeki malzemeyi iyi kullanan Hollywood yapımcıları, dünyayı etkileyen olaylarda da kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.





22 Aralık 2011 Perşembe

The Thing Filmleri'nin Karşılaştırılması



The Thing(Şey) Abd yapımlı bu film 1982 yılında bilim-kurgu ile korkuyu birleştiren yönetmen-yazar John Carpenter tarafından John W.Campbell'in "Who Goes There? " adlı romanından ilham alınarak sinemaya uyarlandı. Tabii sadece bu romana bakılarak böyle bir projenin meydana geldiğini söylemek de hata olur çünkü daha önce çekilen Christian Nyby'in imzasını taşıyan "The Thing From Another World" adlı film de muhakkak Carpenter'e esin kaynağı olmuştur.

Usta oyuncu Kurt Russell'in başrol aldığı bu bilim-kurgu-gizem-korku tarzı filmin yazarlığını Bill Lancaster üstlenmiş. İşin ilginç tarafı hemen hemen diğer bütün filmlerindeki müziği başkalarına kaptırmayan John Carpenter bu filminde bundan uzak durmayı tercih etmiş. Müzikleri Ennio Morricone üstlenmiş ve filmin akışına ve temposuna göre harika besteler izleyiciye sunmuştur. Filmin müzikleri filmin başındaki eğlence sahnesini saymazsak genellikle canavarın göründüğü anlarda ritmin ve temponun yükselmesi filme heyecan katmış  ve bu müziklerle insanın korku keyfini süslemesini başarmıştır. Ayrıca bu filmdeki müzikler diğer korku filmlerinde yer alan müziklerden farklı olup insanın odaklanmasını da sağlar cinstendir. sanki. Çünkü müzikler vesilesiyle izleyici  kendini gerilime teslim edip filmi adım adım takip eder.. Bütün bunlar filmdeki müzik yönünün ne kadar başarılı ve güçlü olduğunun kanıtları olsa gerek.




Filmin konusu bir araştırma için Antartika'ya giden Norveçli bir ekip bilimadamlarının orda karşılaştıkları bir canavarla aralarında geçen mücadeleyi anlatır. Film, yolda gördükleri buzun içinde dondurulmuş bu yaratığın canlanmasını ve onların başına musallat olmasını sürükleyici bir biçimde anlatır. Bilimadamlarının amacı yaratığın ne olduğu hakkında bilgi edinmektir.  Yaratık canlanıp şekil değiştirebilen bir özelliğe sahiptir,  Bu yaratığın hücre incelenmesi yapıldıktan sonra hücrelerin hala aktif olması ekibi dehşete sürükleyecek ve bu yaratığın ölmemiş olması onları endişeye sevk edecektir. Daha sonra yaratık Antartika'daki Bilimsel  Araştırma İstasyonu'na sızar , buzların içinden patlamış bir biçimde yerinden fırlayarak anında ortalıktan kaybolur  ve ekip onu aramaya başlar.  Daha sonra Norveçli bilimadamlarını sırayla tek tek öldürür korkunç biçimlerde. Onların içlerine virüs gibi girip onları parçalayıp diğerlerine de ulaşmaya çalışır bu vahşi yaratıktan kurtulmanın tek yolu ise kaçmaktır. Filmin ilerleyen dakikalarında yani 4-5 kişi kaldığında bu sefer bilimadamları birbirinden şüplenmeye başlarlar çünkü kimin virüslenip kimin sağlam olduğu belli değildir.
Bu fikir ise R.J. Macready'e aittir yani 1982 yılında çekilen The Thing filminin Kurt Russell'ine. 2011 yapımlı filmde ise Kathie bu fikri öne sürecektir. Nasıl belli olacağı konusunda ise yaratığın yani canavarın madenlere karşı bir duyarlılığı vardır Kathie veya Macready bu yolu denerler ve arkadaşlarının ağızlarına bakarlar kimin şüpheli olduğunu bulmaya çalışırlar diğer kişilerin ölmemesi açısından bu son derece önemlidir çünkü tehlike saçabilirler etrafa.Daha doğrusu bunu yapmalarındaki asıl amaç bu virüslere bulaşanları tespit edip onları ekipten ayırmaktır.

Filmin sonunda ise 1982 yapımlı filmine göre yaratık bu ekipten çoğunu öldürecek sadece iki kişi kalacaktır. Bu sağ kalanlardan bir tanesi uçağın pilotu Macready'dir.öbürü de istasyonun makinisti Keith David'dir, yani filmdeki canlandırdığı karakterle "Childs "
2011 yapımlı filmine göre ise sadece Katie sağ kalmayı başaracaktır.

Filmin kadrosunda dediğimiz gibi Kurt Russell'in yanı sıra Wilford Brimley, Keith David, T.K  Carter, David Clennon,Richard Dysart, Charles Hallahan,Peter Maloney,Richard Masur,Joel Polis,Donald Moffat ve Thomas Waitestir. Filmde tek kadın oyuncu olarak satranç bilgisayarını seslendiren Carpenter'in bir sürü projede birlikte çalıştığı Adrienne Barbeau'dur. Ki daha sonra John Carpenter'in eşi olması da bizlere sürpriz hissi uyandırmamıştı.

2011 yapımlı The Thing filmi ise bu filmden farklı olarak oyuncu kadrosu, filmin müzisyeni, gişe hasılatı, filmin maliyeti, izleyici sayısı, filmin yönetmeni ve senaristi gibi temel konular farklı olsa da işlenen tema senaryo aynı. 2011 yılında çekilmesine rağmen 1982 yılndaki kadar başarılı olamamış hatta bu filmin çok gölgesinde kalmıştır. Çünkü oyuncuların sergilediği performans epey farklı, yaratığın özellikleri çok değişik, Carpenter faktörünü de es geçmemek gerekiyor bu kıyaslamada.

Sinema'da yeni kameralar piyasaya sürülebilir, yeni teknoloji cihazları üretilebilir, yeni efektler, yeni usta oyuncular doğabilir, daha çok maliyetle filmler çekilebilir,bir proje üzerinde  daha çok zaman harcanabilir fakat bunlar demek değildir ki eski filmler tarihe karışıyor veya  giderek sinema kaliteli hale geliyor. Çünkü "The Thing" örneğinde gördüğümüz gibi aradan 29 sene geçmesine rağmen hala aynı başarı sağlanamıyorsa oturup bir derince düşünmek gerekiyor. Demek ki 10.milyon dolarla çekilen bu film, 100 milyon dolarla çekilen bir filmden daha çok izlenilip beğenilebiliyor.

Demek ki sinema sektöründeki kapitalizm furyasına son verip Jim Jarmusch gibi dev simalara selamlar saygılar demek gerekiyor...

Şu an 2012 yılına girmek üzereyiz sıkıysa Godfather'i arka plana itecek bir filme imza atsınlar !
Godfather 1-2-3 çekildi  Godfather 4'e ne hacet diyorsanız o zaman "Godmother'i çeksinler de görelim...