30 Nisan 2016 Cumartesi

Tyrannosaur: Dünya denildiği gibi toz pembe değil

Filmin en güzel repliklerinden biri, "Ama kimse yapmaz. Hepsi düşünür ama ben yaparım. Seninle ve tüm dünyayla aramızdaki fark bu işte."

Filmdeki başrol oyunculaırndan biri hayata iyilikle, umutla bakarken diğeri hayatı şiddetle, adaletsizlikle kötülük için karanlık görüyor. Bana göre ikisi de haklı çünkü sevginin de şiddetin de bir sebebi vardır/olmalıdır. Bu sevgi ve şiddet hep insanın içinde kalamaz şöyle ya da böyle mutlaka dışarıya yansır, mutlaka başkalarına yönelir. Film kısacık hayata karşı iyi düşünenlerin de kötülüklerle dolu olduğunu düşünenlerin de mutlu olmadığını konu ediniyor.

2011 yapımlı İngiltere Tiranozor(Tyrannosaur) filmi, perişan ve isyankar bir rolü oynayan ünlü İskoç oyuncu Peter Mullan'ın(Joseph) bir bardan küfürler eşliğinde çıkmasıyla başlıyor. Joseph bunun nedenini 27 dakika sonra bahisçinin sinirlerini bozduğunu itiraf edecek. Sinirinden çıldırmış olmalı ki en sevdiği köpeğinin boynuna tekmeyi basıyor ve öldürüyor. (Bu açılış sekansı köpek severler ve film eleştirmenleri tarafından tepkiyle karşılandı) Travma yaşayan, halüsinasyonlar gören yaşlı kurt Joseph bir giyim dükkanına saklanır ve ilginç bir şekilde dükkan sahibi dindar ve mutsuz Hannah(Olivia Colman) ile tanışır. Hannah yaşlı adamın neden saklandığını ne yapmaya çalıştığını bilmez ve ona dua etmek ister. Joseph duaları dinler ve ardından sevginin iyiliğin bu dünyada işe yaramadığını adaletsizliğin olduğunu kabaca söyler. Burada genç yönetmen Paddy Considine aslında bazı tabuları yıkmayı da deniyor. Hayatından o kadar bezmiş Joseph bu yaşına kadar iyilik meleklerini çok gördüğünü, ruhlarını kurtarmaya çalıştıklarını yaşamın kötü yanlarını gör(e)mediklerini söylüyor. Hannah'ın dükkanında çay içtikten sonra eve doğru giden Joseph, çocuk komşusunu görüyor ve köpeğine araba çarptığını söylüyor ki filmde 3-4 tane yalan söz konusu. (Hannah eşinden dayak yemiş yüzü morarmış otobüsten düştüm diyor Joseph'in daha önce dövdüğü kişiler ondan intikam alıyor bisikletten düştüm diyor gibi)


Mutsuz Hannah zengin birisiyle evli olmasına rağmen kocasından şiddete maruz kalıyor ki bildiğimiz şiddet türlerinden değil. En adi, en pis işkenceler görüyor eşinden. Cinsel sorunları olan kocası evde sapkınlıklar yapıyor kıskançlık yüzünden Hannah'ı öldürülesiye dövüyor. Seyirci filmi izlerken bu yaratığın ölmesini bekliyor adeta. İlerleyen dakikada öldürülme Hannah'ın elinden oluyor.Gerekçesini samimi olduğu ve evinde kalmak zorunda kaldığı Joseph'e söylediğinde insanın tüyleri diken diken oluyor. Joseph, Hannah ile tanışmadan önce kilolu bir kadınla evli olduğunu eşinin saf ve temiz olduğunu bu yüzden de ona karşı tavır takındığını belirtiyor. Çünkü anarşist bir ortamın olduğunu yer yüzünde her şeyin toz pembe olmadığını bir kez daha vurguluyor. Hatta Eşinin kanser yüzünden iki bacağını kaybettiğini ifade ediyor. Sakatlanmadan önce evin içinde kilolu haliyle yürürken evin içinde çay bardağının bile sarsıldığını Hannah'a anlatıyor. Ve onu yürüyen dinozorlara benzetiyor ki filmin ismi de buradan geliyor. Joseph, Jurassic Park örneğini verip Dinozorlar insanları vahşice  öldürdüğünü yürürlerken sallantıların oluştuğunu sözlerine ekliyor.  Daha sonra tuhaf bir şekilde karşılaşan ikili arasında bir yakınlaşma başlıyor. 

Şiddet, isyan başkaldırı temalı Joseph ve Hannah'ın domine ettiği Tyrannosaur'u  dört bölüme ayırabiliriz. Joseph'in hayatı, Hannah'ın hayatı, Komşusu Samuel ve Samuel'in annesinin hayatı ile ölmek üzere olan ve hayatında bir çok kötülük yaptığını söyleyen dostunun hayatı. 

Komşu çocuk Samuel daha hayatın başındayken Joseph gibi Hannah gibi veya evin içerisindeki annesi gibi şiddetle tanışıyor. Anne babası ayrı yaşayan Samuel annesinin arkadaşının köpeğinin saldırısına uğruyor ve yüzünün bir tarafı kopuyor. Annesinin erkek arkadaşı zalim ve Joseph'e köpeği üzerinden tehditler gönderiyor. Köpeğin başka bir saldırısı da Samuel'in oyuncak tavşanına oluyor. Oyuncak paramparça olurken Samuel'in kızması oyuncağın babasından kendisine tek hediye kalması.ki bu da bardağı taşıran son damla oluyor. Joseph de bu yaşanılan üzücü olayı penceresinden görüyor. Samuel ve Joseph'in nefret ettiği bu adama ve köpeğine karşı sinirler iyice geriliyor ve şiddet yine devreye giriyor. Joseph beyzbol sopasını eline alarak hayatındaki ikinci köpeği öldürüyor.
Yine bu bölümde de kadına çocuğa şiddet söz konusu. Hem Samuel'in hem de annesinin maruz kaldıkları şiddeti yönetmen harika işlemiş. 

Dördüncü bölümde de Allah'a inanmayan Joseph'in  kalbinin tam manasıyla mühürlenmediğini görüyoruz. Ölüm döşeğindeki arkadaşını ziyaret gittiğinde şunları duyuyor kendisindne, "Ben cehenneme gidiyorum bu dünyada çok kötülük yaptım." Bunun üzerine arkadaşını teselli etse de başarılı olamayan Joseph derin düşüncelere dalıp kendisine dua eden Hannah'tan rica ediyor ve arkadaşına dua etmesini istiyor ve bu esnada duygulanıyor. Kadım dostunun kızı ile Joseph'in aralarının bozuk olduğu da anlaşılıyor. Klasik bir ingiliz davranışından ziyade kızın yaşantısında şiddete maruz kaldığı ve sisteme karşı olduğunun altını çiziyor yönetmen.  Arkadaşı öldükten sonra Joseph mezarlığa yaklaşmıyor. uzaktan izliyor dostunun son uğurlayışını. 

Joseph köpeği öldürdükten hapise düşen Hannah'a yazdığı mektupta adeta yaşam felsefesini izleyici ile paylaşıyor, "Sevgili Hannah, Bunu yazabilmem biraz uzun sürdü. Mektup yazmayı pek beceremem ama seninle bağlantılı kurup nasıl olduğunu öğrenmek istedim. Son 12 yıldır hayatım cehenneme döndü bir kaç sebepten dolayı çok mutsuzum. Gazetede okudun mu bilmiyourm ama O köpek küçük dostum Samuel'e saldırdı. Annesinin beraber olduğu o pislik herif köpeğe o kadar pis eziyet etmiş ki o da karşısına çıkan ilk şeye saldırmış. Yani küçük dostumun yüzüne. Lanet hayvan neredeyse tüm yüzünü parçalamış. Böyle olacağını biliyordum. Bir hayvana bu kadar eziyet edersen sonunda bir yerde patlayıp karşı koymaya başlar. biliyorsun bu doğal bir şey. O çocuktan kendimi sorumlu tutuyorum. Daha önce müdahale etmeliydim. Ama hayatımda yeni bir sayfa açmaya çalışıyordum. Olaylar beni biraz aptallaştırdı. Aklım başımdan gitti. Bu öldürdüğüm ikinci köpekti. Bununla gurur duymuyorum çünkü köpekleri seviyorum. Ama doğru düşünüyor olmasam da bunu yapmam gerekiyordu. Biraz yabanileştim galiba. Dostum Tommy öyle söyledi. 

Bunun bir şekilde adaleti sağladığını düşündüm. Bu yüzden biraz ceza verdiler. 'İyi yapmışsın, aferin ben de aynısını yapardım' yazan bir sürü mektup aldım. Ama kimse yapmaz. Hepsi düşünür ama ben yaparım. Seninle ve tüm dünyayla aramızdaki fark bu işte. Hapisten çıktığımda yeni bir başlangıç yapacağımı düşündüm. Eskisi kadar içmiyorum. Bu kadarının yettiğine karar verdim. Her hafta Pauline'nin(eşi) mezarına çiçek götürüyorum. Geçen gün senin için dua ettim. Bu benim yaptığım bir şey değildi ama kendi kendime konuşurken dua ettiğimi fark ettim..."


  • Tyrannosaur, dünyadaki bir ülkenin her sene düzenlediği film festivallerinde gösterildi. ingiliz yönetmen Paddy Considine'nin ikinci filmi. 
  • İngiliz Sinema ve Televizyon Sanat Akademisi(BAFTA) ödülünü kazandı









29 Mart 2016 Salı

İsveç'te kasiyerleri işsiz bırakacak icat

İsveç’te personelin çalışamayacağı bir iş yeri açıldı. Yani ödemelerin artık kasadan yapılmasına, kuyrukta beklenilmesine kasiyerlere maaş verilmesine, gerek kalmayacak. Bir mühendis tarafından geliştirilen konsepte göre insanlar almak istediği ürünün barkodu sayesinde ödemeyi yapabilecek. Alışverişin düzgün işlenmesi için müşterilerin kayıt yaptıktan sonra akıllı telefonlarına bir uygulama indirmesi gerekiyor. Geriye sadece aldığı ürünün barkodunu akıllı telefonuna okutması yeterli. Ay sonunda da adresine fatura gelecek. Bu girişimin en büyük faydalarından biri de dükkan 24 saat açık kalacak, vatandaşlar istediği zaman ihtiyaçlarını temin edebilecek.
 
Bu dükkanın kurucusu bu devrim niteliğindeki gelişmeyi ülkenin kırsal alanları için bir model olarak görüyor. Hata İsveç’in bir birlik olduğuna ve kimliğine de katkı sağlayacak gibi görünüyor. Bunların yanı sıra online bankacılık yetkilileri, vergi daireleri ve perakendeciler de bu sistemin kullanılmasını destekliyor. Ayrıca düzgün müşteriler tespit edilebilir. Konu ile ilgili netlik kazanmayan bazı hususlar var, sahtekarlara önlemler yeterli mi, dükkandaki barkotu olmayan ürünler nasıl alınacak, ödemeleri nasıl yapılacak,


Almanya'nın saygın gazetelerinden Die Welt'e göre İş yeri kurucusu Robert İlijosans, güvenlik önlemlerini de düşünmüş. Dükkan kapısı 8 saniyeden fazla bir süre açık kalırsa cep telefonuna bir alarm sesi gelecek.Böyle bir ayar yapmasını da iş yerinin evine yakın olmasına bağlıyor.

Kısaca ülkemiz için hayalini bile kuramadığımız gelişmeye imza attılar. Özgüven, dürüstlük samimiyet sayesinde. Türkiye'de her gün okuduğumuz soygun, hırsızlık gibi onlarca utanılacak haber örneği verilebilir. Fakat biz kötüleri değil de iyiyi başaran İsveçli mühendisi alkışlayalım


15 Aralık 2015 Salı

HER KÜÇÜK HANIM KENDİ ODASININ SULTANI

Saray şıklığını odasında görmek isteyen küçük hanımlar için Osmanlı asaletini günümüz detaylarıyla buluşturan Çilek, her evin kıymetlisi genç hanımları, Sultan serisi ile tarihi bir yolculuğa çıkarıyor.

Bebek, çocuk ve genç odası kategorisinde Türkiye’nin en beğenilen markası Çilek, çocukları ve gençleri hayallerindeki odalara kavuşturmaya devam ediyor. Tematik ürünleriyle, her zevke hitap eden Çilek, son olarak tasarladığı “Sultan” serisi ile genç kız odalarını saray dairesine dönüştürüyor.

Osmanlı figürleri Çilek’le yeniden hayat buldu
Osmanlı figürlerinin günümüz şıklığıyla buluştuğu Sultan serisi, kumaş kaplı detayları ve göz alıcı aksesuarlarıyla küçük hanımları kendine hayran bırakıyor. Kullanılan etnik desenler serinin ihtişamını daha da artırırken, yatak başındaki ve ayakucundaki kumaş kaplama detayları, hem çekmece hem de yatak olarak kullanılabilen alt karyolası, altın varaklı aynası ve kumaş kaplı takı çekmeceleri ile özel olarak tasarlanmış çamaşırlık ve heybetli bir görünüme sahip dolap, serinin öne çıkan modülleri arasında yerini alıyor.

Kendi hikayesinin sultanlarına
Osmanlı şıklığını modern çağın gereksinimleriyle bir araya getiren Çilek, kendi masalının kahmanı olmak isteyen genç hanımların hayallerini gerçeğe dönüştürüyor. Çilek, yüzyıllar öncesine ait motif ve detaylar içeren aksesuarlarla zenginleştirilmiş olan Sultan Serisi ile küçük hanımları adeta tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Darüşşafaka Robot Takımı’na bir ödül daha!




Darüşşafaka FRC Robot Takımı Sultans of Türkiye, Fikret Yüksel Vakfı’nın Ülker Sports Arena’da düzenlediği FRC Off- Season Türkiye’nin en prestijli ödülü Chairman’s Award’a layık görüldü. 1941 yılı Darüşşafaka mezunu Fikret Yüksel'in kurucusu olduğu vakfın girişimleriyle Türkiye'de ilk kez düzenlenen turnuvanın her aşamasında Darüşşafaka öğrencileri ve mezunları gönüllü destek verdi.

Sekiz yıl önce ABD’de düzenlenen FRC turnuvalarına katılan ilk Türk takımı olan 2905 numaralı Sultans of Türkiye, ülkemizde ilk kez düzenlenen FRC turnuvasında diğer takımlara örnek oldu ve FIRST ruhunu en iyi yansıtan takım seçildi. Oyunun teması “Aim High” için robotlarını farklı stratejilerle hazırlayan ekipler kıyasıya mücadele ederken birbirleriyle yardımlaşma olanağı da buldu.

Darüşşafaka'da robot kulübünün kurulmasına vesile olan ve o yıldan beri desteğini sürdüren, merhum Fikret Yüksel'in (DŞ'41) ABD'de kurduğu Fikret Yüksel Vakfı girişimiyle Türkiye'de ilk kez düzenlenen turnuvaya, 28 takım katıldı. Üç gün boyunca mücadele eden takımlar, heyecanlı ve keyifli anlar yaşadı. Bu turnuvayla birlikte birçok Türk takımı da FRC’nin heyecanını yaşayarak organizasyonun bir parçası oldu.

FRC organizasyonlarının Türkiye’de başlaması için çalışmalarını sürdüren Fikret Yüksel Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Susan Burchard açılış konuşmasında “Eğer bir şeyi gerçekten yapmak isterseniz, yapamazsın diyenlere kulak asmayın” diyerek gençlere Off-Season FRC Türkiye Turnuvası’nı örnek gösterdi. Susan Burchard’ın konuşmasının arkasından söz alan Darüşşafaka 2013 mezunu Beren Kayalı, Darüşşafaka Robot Kulübü’nde yer almanın kendisine neler kazandırdığını ve meslek seçimine robot kulübünün nasıl yön verdiğini belirterek turnuva katılımcılarını bilgilendirdi.

FRC (First Robotics Competition), FIRST (Foundation For Inspiration and Recognition of Science and Technology) bünyesinde doğmuş, gençler için oluşturulmuş uluslararası bir robot yarışmasıdır. Kâr amacı gütmeyen bir vakıf olan FIRST, gençlerin bilim ve teknolojiye ilgisini arttırmayı amaçlayan programlar sunuyor. Lise öğrencileri için uygulanan FRC’ye, 19 ülkeden 70 binin üzerinde öğrenci katılmış, Sultans of Türkiye’nin de içinde yer aldığı 2015 sezonuna sekiz Türk takımı başvurmuştu.

Fikret Yüksel Vakfı:
Darüşşafaka’dan 1941 yılında mezun olan Fikret Yüksel, İTÜ İnşaat Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini Darüşşafaka Cemiyeti’nin burs desteğiyle Harvard ve MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) İnşaat, Zemin Mekaniği ve Yapı Mühendisliği alanlarında sürdürdü. 1974’te ABD’ye giden Yüksel, orada evlendi. ABD’de inşaat ve gayrimenkul geliştirme alanında başarılı bir iş hayatı olan Yüksel, 1998’de Fikret Yüksel Vakfı’nı kurdu. 2001 yılında vefat eden Fikret Yüksel’in kurduğu Vakıf, bugün Darüşşafaka’nın en önemli destekçileri arasında yer alıyor.

Fikret Yüksel Vakfı 2008 yılından bu yana ayrıca Darüşşafaka’daki robot çalışmalarını da destekliyor. Darüşşafaka’da bir robot kulübü kurulmasına ön ayak olan Fikret Yüksel Vakfı'nın desteğiyle Darüşşafaka öğrencileri, 2008-2009 eğitim-öğretim yılından bu yana, ABD’de Foundation for Inspiration and Recognition of Science and Technology (FIRST) tarafından düzenlenen robot yarışmalarına katılarak başarılar elde ediyor.

Darüşşafaka hakkında:

Türkiye’nin eğitim alanında ilk sivil toplum kuruluşu olan Darüşşafaka Cemiyeti, annesi veya babası hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz, yetenekli öğrencilere kaliteli eğitim olanağı tanıyarak, onların yaşamlarını değiştiriyor. 1863 yılından bu yana “eğitimde fırsat eşitliği” misyonuyla varlığını sürdüren Cemiyet, bugüne kadar binlerce çocuğun, Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda çağdaş koşullarda okumasını, yükseköğrenimleri esnasında da burs almalarını sağladı. Tarihi boyunca ülkenin gelişiminin bireylerin gelişmesine paralel olacağını özümseyerek, “eğitimle değişen yaşamlar” misyonunu benimseyen Cemiyet, 10 yaşında ailelerinden emanet aldığı çocukların; Atatürk ilkelerine bağlı, yaşam boyu öğrenen, araştıran, sorgulayan, çağdaş, özgüvenli ve topluma karşı sorumlu bireyler olarak yetişmesini sağlıyor. Bugün Türkiye’nin dört bir yanından sınavla seçilen 978 öğrenci, İstanbul Maslak’taki Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda, 9 yıl süreyle tam burslu ve yatılı okuyor. Yabancı dil ağırlıklı kaliteli bir eğitim sürecinden geçen öğrenciler, sosyal ve kültürel anlamda da tam donanımlı bireyler olarak yetişiyor.


11 Aralık 2015 Cuma

Almanya’da yılın kelimesi: MÜLTECİ





Almanya’da  2015 yılının kelimesi “Mülteci olarak belirlendi.  1971 yılından beri  yapılan oylamalarla sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel gibi alanlardan  belirlenen  Almanca’da yılın kelimesi , 2500 kişinin önerisiyle “Mülteci”seçildi. 

Jüri tarafından yapılan açıklamada, “Mülteci kelimesi sadece yılın konusunu taşıdığı için değil, kelimenin kökeni ve anlamı da bunda etkili oldu. Söz olarak da ilginç.” Ifadelerini kullandı.  Yılın kelimesi için Mülteci dışında ilk 10’a giren kavramlar ise,  Charlie Hebbo olayında slogan haline gelen “Je suis Charlie” ve Avrupa’daki ekonomik kriz başta olmak üzere  Angela Merkel’in diline plesenk olan “Wir schaffen das” tabirinin yanı sıra, sıralama şu şekilde oluştu.

1.Flüchtlinge
2. Je suis Charlie
3. Grexit
4. Selektorenliste
5. Mogel-Motor
6. durchwinken
7. Selfie-Stab
8. Schummel-WM
9. Flexitarier
10. Wir schaffen das!

7 Aralık 2015 Pazartesi

Sarıyer'de "Çocuk Hakları Festivali"



Sarıyer Belediye Meclisi’nin Aralık Ayı ilk oturumunu yöneten Fahrettin Aslan Ortaokulu Okul Meclisi Başkanı Sena Buse Ok, Meclis Başkan Yardımcısı Nazlıcan Dülger ve Meclis Üyesi Yunus Emre Kılınç, yaklaşan Çocuk Hakları Festivali’nin sesi oldular. 

Fahrettin Aslan Ortaokulu Sosyal Bilgiler öğretmeni Arife Toprak eşliğindeki öğrenciler, belediye meclis çalışmalarını yerinde incelemek, yerel yönetim çalışmalarını gözlemlemek için Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ne gelerek, Cumhuriyet Halk Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin grup toplantılarını ziyaret edip incelemelerde bulundular. 20 Kasım 2014 de düzenlenen Çocuk Hakları Festivali dolayısıyla yetkililerden aldıkları söze istinaden Sarıyer Belediye Meclisi’nin Aralık Ayı ilk oturumunu yöneten öğrencilerin heyecanı görülmeye değerdi.

Başkan Genç: Çocuklar haklarını biliyor, önemli olan biz büyüklerin de bilmesi

Sarıyer ilçesinde çocuk haklarını koruyan ve savunan bir yaşam kültürünün oluşturulması ve yaygınlaştırılması amacıyla Sarıyer Belediyesi tarafından bu yıl ikincisinin düzenleneceği Çocuk Hakları Festivali kapsamında Meclis oturumunda bir konuşma yapan Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Çocuklar haklarını biliyor, önemli olan biz büyüklerin de bilmesi” dedi. Fahrettin Aslan Ortaokulu Okul Meclisi üyelerinin ziyaretinden duyduğu mutluluğu ifade eden Başkan Genç sözlerini şöyle sürdürdü; “Eğitimin yaşı, başı ve sonu yok. Önemli olan ders alabilmek. Bizi ziyaret edip grupları teker teker ziyaret ederek meclisimizi yönettiğiniz için teşekkür ederim. Bizi çok mutlu ettiniz. Arkadaşlarınıza sevgilerimizi gönderiyoruz.” 

Festival başlıyor!

Her çocuğun tüm haklarının hayata geçtiği, barış içerisinde ve çocuk haklarına duyarlı ortamlarda yaşam sürmesi için Sarıyer Belediyesi tarafından başlatılan çalışmalar neticesinde 10-11-12 Aralık tarihlerinde "Çocuk Hakları Fetivali"  üç gün boyunca Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nden tüm dünyaya seslenecek. Proje kapsamında çalışılmakta olan 9 pilot okul ve Sarıyer Belediyesi Gençlik ve Eğitim Merkezi’nden (SAGEM) yaklaşık 2500 çocuk ve öğretmenlerinin katılacağı festivalde, proje sürecinde çocuklar tarafından hak temelli yazılan, çizilen, resmedilen yani üretilen tüm projeler, yine çocuklar tarafından sahnelenecek ve sergilenecektir. Çocuklar ürettikleri eserleri üç gün boyunca diğer arkadaşları ve yetişkinlerle paylaşarak, seslerini ürettikleri çalışmalarla duyuracaklar.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Casuslar Köprüsü: 2 Amerikalıyı verin, 1 Rusu alın

Ethen ve Joel Coen Kardeşler'in senaryosunu yazdığı Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies) filmi gerçek bir hikayeden beyaz perdeye uyarlandı. Coen Kardeşler'in elinden ne çıkıyorsa heyecanlanıyor insan. Bu filmin senaryo açısından kusurlu olduğunu söyleyemeyiz.


Fakat yönetmen Steven Spielberg Amerikan milliyetçiliğini ön planda tutarak, objektifliği rafa kaldırıyor adeta.

Casuslar Köprüsü 1957 yılında ABD ile SSCB devletleri arasında devam eden Soğuk Savaş zamanında ABD ajanlarına esir düşmüş bir KGB ajanının (Rudolf Abel) gizemiyle başlıyor. Filmin başrol oyuncusu Tom Hanks de, Amerikan ulusunun güvenliğini her şeyden üstün gören insan hakları ve etik değerlerin  evrensel üstünlüğüne önem veren başarılı bir avukatı (James Donovan) canlandırıyor. Amerikan Anayasası'nın eşitlikçi yaklaşımını öne çıkarmak için Donovan, Abel'in avukatı olarak atanır ve idam kararı verilmesi beklenilen Rus Ajanı Abel'i 30 yıl hapis cezası ile ölümden kurtarır. Yargıç tarafından verilen karara Amerikan halkı tepki gösterir, hatta Rus ajanı kurtarıldığı için avukat Donovan'ın evine ateş edilir. Olay yerine gelen polis ekipleri de, Rus Ajanı Abel'i kurtardığını bildiği için Donovan'ı hainlikle suçlar ve ufak bir gerginlik olur.


Halkın düşman ilan ettiği Donovan ise tutsak olan Rus ajanını, SSCB'nin eline düşen CIA ajanı Powers ile takas yapılabileceğini öne sürer. (CIA Ajanı'nın Rusların eline düştüğü uçak sahnesi gerçekten izlenmeye değer. Burada Ruslar, Amerikan uçağını düşürüyor.) Nitekim işler tecrübeli avukatın düşündüğü gibi cereyan eder. Rus ajanı ile CIA ajanının takası işlemleri için Donovan kendini Berlin'de bulur. O esnada Almanya Demokratik Cumhuriyeti'nde yanlış zamanda doktorasını yapan Amerikalı öğrenci Pryor'un da hapiste olduğunu öğrenir. Bu yüzden Donovan, 1 Rus ajanına karşı 2 Amerikalı'nın teslim edilmesini ister. Uzun pazarlıklar sonucu bu isteği de yerine getirilir.

Filmin ikinci yarısında Berlin'e gelen avukat Donovan paltosunu çaldırıyor ve hemen hastalanmaya başlıyor. Oysa geldiği Newyork Brooklyn'de havalar güneşliydi. Filmde ayrıca SSCB, Almanya Demokratik Cumhuriyeti gibi ülkelerin hatta buna tabelalarda yazılan Friedirchstrasse, Zentralflughafen gibi kelimelerin uzunluğundan yakınan avukat Donovan USA'nın açılımını hesaba katmıyor nedense :) Filmindeki Almanca ve Rusça diyaloglar bağırma yoluyla yapılmış. Amerika'daki trenlerde ayakta ve oturan çok sayıda insanın elinde gazeteler varken, Almanya Demokratik Cumhuriyeti'nde bunu göremiyoruz. Avukat Berlin'deki bir restoranda zengin Amerikan kahvaltısı istiyorum diye ilginç bir imada bulunuyor... vb....

Özetlersek; film beklentilerden uzak. Spielberg gerçek yaşanmış hikayeyi inandırıcı olmaktan çıkartmış. 4 Oscar sahibi yönetmen objektiflikten uzak bir şekilde diğer filmlerinde olduğu gibi milliyetçilik duygularını yine bastıramamış. Fakat İkinci Dünya Savaşı yaralarının sarıldığı günlerde kendini Soğuk Savaş'ın ortasında bulan Tom Hanks işini sağlam yapmış. Hakeza sinematografisi, sanat yönetimi, kostümler ve ışık filme artı puanlar kazandırmış. Bence film bu dallardan bir kaç ay sonra Oscar'a aday olur ve kazanabilir de.

Son olarak, filme benim puanım 8/10.